Bütün Avrupa hızla betonlaşıyordu, birinciliği Türkiye’ye verdiler
Avrupalı 41 bilim insanı ve saygın 11 medya kuruluşunun titiz çalışma ardından yayınladığı rapora göre, yeşil alan imhasında rekor açık arayla Türkiye’de.
Çaltılıdere neresidir, biliyor musunuz?
Biliyorsanız, konudan herhalde haberdarsınız. Bilmiyorsanız, şöyle: Aliağa ile Çandarlı arasında yer alan geniş bir sulak alan ve göçmen kuşların habitatı.
İdi.
Her hal-u karda, yavaş yavaş oraya doğru ilerleyelim.
1 Ekim günü Avrupa’nın belli başlı saygın haber kuruluşlarının eşzamanlı yayınladığı dehşetengiz bir rapor bizi oraya da götürecek.
Rapor, Norveç Doğa Araştırmaları Enstitüsü (NINA) ile çalışan Green to Grey projesinin ürünü. Çalışmaya 41 bilim insanı ve 11 ülkedeki medya kuruluşlarının uzman habercileri katılmış: Norveç kamu yayıncısı NRK, İspanya’dan Datadista, Belçika’dan De Standaard, Almanya’dan Die Zeit, İtalya’dan Facta, Polonya’dan Gazeta Wyborcza, Fransa’dan Le Monde, Finlandiya’dan Long Play, Yunanistan’dan Reporters United, Türkiye’den The Black Sea ve Britanya’dan the Guardian.
(Şunu da ekleyeyim: Bu önemli haber sadece kör siyasete odaklı çalışan, iklim haberlerini “ne öenmi var” diye es geçip duran Türkiye medyasında yer bulmadı. Haberi kapsamlı olarak Deutsche Welle Türkçe verdi. Bu blogun yazılış sebebi de tarihe kayıt düşmek.)
Analiz 30 ülkeyi kapsıyor. Bu, Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) 39 ülkeli alanının yüzde 96’sına —neredeyse tamamına— karşılık geliyor.
Ve bu döküm, kıta ekolojisi konusunda bir “ilk”.
Peki, ne anlatıyor bu çalışma?
Özetleyelim tüyler ürpertici bulguları.
Ekibin açıklamasından bir bölüm:
“Bulgular, Avrupa’daki yapılaşmamış arazilerin, daha önce tahmin edilenden 1,5 kat daha hızlı yok olduğunu gösteriyor. Ticari faaliyetler, lüks konutlar ve turizm için değerli doğal alanların buldozerlerle yok edildiği çok sayıda örnek tespit ettik. Ancak en yaygın müdahaleler, tüm vakaların çoğunluğunu oluşturan konut ve yol yapımları oldu.
Kaybın büyük kısmını ormanlar, çayırlar ve sulak alanlar gibi doğal alanlar oluşturuyor: Yılda yaklaşık 900 km². Ancak tarım arazileri de korunamıyor – her yıl 600 km² kayıp yaşanıyor.
2018 ile 2023 arasında yaklaşık 9.000 km² – Kıbrıs adası büyüklüğünde bir alan – kaybettik. Bu da, haftada yaklaşık 30 km²’nin yok olması demek.
Yani her gün 600 futbol sahasına eşdeğer alan kaybolmakta.”
Avrupa genelinde arazi kaybının başlıca sebepleri konut ve yol inşaatı. Ancak araştırmada, yalnızca küçük bir azınlığa ve açgözlülüğe hizmet eden veya kamu yararına dayanmayan birçok proje de saptanmış. Lüks turizm alanları bu duruma örnek. Doğa ve tarım arazileri, tüketimcilik ve sanayi için de yok ediliyor.
150 binden fazla inşaat – günde 70’ten fazla – koruma altındaki alanlara taşmış durumda. Bunların bazıları yetkililer tarafından onaylanmış ya da mevcut koruma statüsüne uygun görülmüş, ancak bazılarının yasa dışı inşa edilmiş olabileceği yolunda veriler var.
En yaygın gelişmelerin dörtte birini konut ve yollar oluşturuyor.
Tüm ülkeler doğal ve tarımsal alanlarını kaybediyor, ancak bazıları diğerlerinden çok daha fazla kayıp yaşıyor. Mutlak rakamlara bakıldığında rekor Türkiye’de: 2018–2023 arasında 1.860 km² doğa ve tarım arazisi kayboldu. Türkiye’yi Polonya (1.000 km²’den fazla), ardından Fransa ve Almanya izliyor.
Türkiye’de doğa ve tarım arazilerinin 1.860 km²’si imara açıldı ve bu da Avrupa’daki toplam kaybın beşte birinden fazlasına karşılık geldi.
Ve Çaltılıdere faciası:
“Araştırmaya göre Türkiye’de, Ege kıyısındaki İzmir ilinde bulunan Çaltılıdere sulak alanı, lüks yatların inşası ve tamiri için yapılacak bir marina projesi kapsamında bir kilometrekareden fazla beton temelinin altına gömüldü. Türkiye tarafından resmî olarak sulak alan ilan edilen Çaltılıdere; flamingolara, pelikanlara, karabataklara, çipura ve levreğe ev sahipliği yapıyordu. Ayrıca önemli bir karbon yutağı ve doğal taşkın koruma alanı işlevi görüyordu.
Ancak 2017’de yapılan tartışmalı bir komisyon toplantısıyla koruma statüsü kaldırıldı. Uydu görüntüleri, göçmen kuşların durak noktası olan alanın betonla kaplandığını gösteriyor. Projeyi geliştiren sanayi kooperatifi Yatek, marinanın bölgeye “büyük ekonomik büyüme ve binlerce iş” getireceğini savunuyor. Yılda 132 lüks yat üretimi planlanıyor. Sulak alanlar ve turbalıklar, karbon depolama ve doğal taşkın savunması açısından hayati öneme sahip.
İzmir’deki çevre örgütü Doğa Derneği’nden sulak alan uzmanı Burçin Yaraşlı şöyle diyor: ‘Sulak alanlar doğal sünger gibi çalışır, yağışlı dönemlerde fazla suyu tutar, kurak dönemlerde yavaşça salar. Böylece hem selin hem de kuraklığın etkilerini hafifletir. Bu alanlar yok edildiğinde, çevrede yaşayan insanlar doğrudan daha büyük risklerle karşı karşıya kalır.’
Yat ve Tekne İmalatçıları Endüstrisi Kooperatifi (YATEK) projenin bölgeye büyük ekonomik büyüme ve binlerce iş getireceğini, yıllık 500 milyon avro değerinde ihracat sağlayacağını öne sürüyor. YATEK’in eski direktörü 2021’de, “Türkiye’nin ve dünyanın en zengin insanları büyük yatlarını buraya getirip tamir ettirecek veya yaptıracak” demişti.
Çaltılıdere’de yaşayan 600 kişilik köy halkı ise bölünmüş durumda. Bazıları iş fırsatları ve topraklarının değer kazanmasını beklerken, diğerleri kendilerini terk edilmiş hissediyor. Bir balıkçı, ‘Buna hep birlikte karşı çıkamadık,’ diyor. ‘Şimdi hiçbir şey kalmadı. Sıkışıp kaldık.’
YATEK ise şu açıklamayı yapmış: ‘Bu yatırım, çevre mevzuatına tamamen uygun, doğaya ve ekosistemlere saygılı, sosyal açıdan sorumlu ve bölge ile ülkenin tamamı için ekonomik açıdan faydalı bir girişimdir.’
Ancak, komisyon toplantısından beş ay önce, YATEK Başkanı Aslan Bilgi bir sektör dergisine verdiği röportajda niyetlerini açıkça dile getirmiş: ‘Bu bölgeyle ilgili daha önce verilen [olumlu] sulak alan kararı bize zaman kaybettiriyor. Dokuz Eylül Üniversitesi’nden görüş almaya çalışıyoruz. İstediğimiz sonucu alamazsak, Ege Üniversitesi’nden görüş alacağız.’
Nitekim istedikleri sonucu almışlar. Komisyon toplantısında Ege Üniversitesi’nden alınmış yeni bir rapor sunulmuş. Önceki bulgulara zıt olan bu rapor, Çaltılıdere’nin “birçok tür için yaşam alanı olma özelliğini kaybettiğini” iddia ediyormuş.
YATEK elbette bu raporun arkasına sığınmış ve valilik nihai kararında raporu temel gerekçe olarak kullanmış.
Green to Grey araştırmasında Türkiye bölümü şöyle devam ediyor:
Komisyonda alanı kurtarmak için mücadele eden bir üye, misilleme korkusuyla adının açıklanmasını istemeyerek şunları söyledi: ‘Süreci manipüle ettiler ve sulak alan statüsünü kaldırdılar.’ Çaltılıdere’yi yakından tanıyan, sık sık kuş gözlemine giden bu üye sözlerine şöyle devam etti: ‘Bazen aklıma geliyor. Her düşündüğümde içim acıyor. Orasının ne hale geldiğini görmek istemiyorum.’
(Çaltılıdere “imha projesi”nin bundan sonrasında neler olacağını, zengini kayıran, yoksulu ve vicdan sahibini dışlayan bu düzenin nasıl işlediğini, Anadolu coğrafyasını bu açgözlülüğün ve para hırsının nasıl yok etmekte olduğunu merak ediyorsanız, Ege’de Sonsöz sitesinin şu haberine de bir bakış atmanızı öneririm.)
Sadece Türkiye mi? Elbette hayır.
Portekiz: Arena’nın ortaya çıkardığına göre, Lizbon’un güneyinde Melides yakınındaki Galé Plajı’ndaki koruma altındaki kumulların yaklaşık 300 hektarı, CostaTerra Golf ve Ocean Club için yok edildi. Buradaki mülk fiyatları 5,6 milyon sterline kadar çıkıyor. Proje, AB düzenlemelerine göre korunması gereken Natura 2000 arazisi üzerinde yükseliyor. Golf sahasının yalnızca çimlerini sulamak için günde 800 bin litreye kadar su tüketmesi bekleniyor. Portekizli yetkililer projeyi “ekonomik fayda” gerekçesiyle onayladı. Ancak çevre hukuku kuruluşu ClientEarth’ten avukat Ioannis Agapakis, bunun “üstün kamu yararı” tanımına uymadığını söylüyor.
Yunanistan: Ülke kuzeyindeki Vermio Dağları’nda, yol geçmemiş vahşi alan statüsündeki bölgede büyük bir rüzgâr enerjisi projesi yürütülüyor. Şirket, tüm izinlerin alındığını ve çevresel düzenlemelere uyulduğunu açıkladı.
Almanya: Berlin yakınlarında yarım milyon ağaç kesildi. Tesla’nın gigafactory’sini iki kat kapasiteye çıkarmak için onaylanan projeyle üretim yılda 1 milyon araca çıkarılacak.
İskandinavya’da özellikle ormanlar tehdit altında.
Güney Avrupa’da kıyı bölgeleri hızla yok oluyor.
Batı Avrupa’da (örneğin Danimarka) tarım arazisi kayıpları daha yaygın; çünkü bu bölgelerde doğa zaten uzun yıllara dayanan gelişmelerle zayıflamış durumda.
Ülke büyüklüklerine göre veriler ayarlandığında, Hollanda ve Belçika gibi küçük ama yoğun nüfuslu ülkeler en üstte çıkıyor. Bu ülkeler, Norveç, İsveç veya Finlandiya gibi daha az nüfuslu büyük ülkelere kıyasla her yıl yüzölçümlerinin daha büyük bir oranını yapılaşmaya açıyor.
Ama asıl hikâyeler sayılardan ibaret değil. İtalya’da gazeteciler, dünyaca ünlü biyolojik çeşitlilik merkezi Garda Gölü’nün “sürdürülebilir turizm” adına yapılaşma baskısı altında olduğunu ortaya çıkardı. Polonya’da AB tarafından korunması gereken arazilerin etrafında yatırım amaçlı mülkler yükseliyor. Finlandiya’da tehlike altındaki doğa alanlarının otoyola dönüştürüldüğü saptandı.
Leeds Üniversitesi’nden yaban hayatı uzmanı Steve Carver şunları söylüyor:
“Gelişime açılan araziler, vahşi doğa kaybının ve biyolojik çeşitlilikteki azalmanın başlıca sebeplerinden biridir. Fakat kentlerimiz yeşil kuşaklara ve tarım alanlarına doğru genişlerken, tarım arazilerini ve verimli toprakları da kaybediyoruz.”
Nasıl abone olursanız olun, okuduğunuz için teşekkür ederim.




